Karadeniz Turu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karadeniz Turu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2020 Pazar

08.08.2020:- MOTORCYCLE Tour in the Northern Turkey & BLACK SEA / MOTOSİKLETLE Kuzey Türkiye & KARADENİZ Gezisi

MOTORCYCLE Tour in the Northern Turkey & BLACK SEA / MOTOSİKLETLE Kuzey Türkiye & KARADENİZ Gezisi Day.2 : 08.08.2020 Cide (Gideros)>>>>>Sinop (270km)

It was a sunny morning in the camping area in Gideros. It was calm and silent at the sea side and in the camping place. I knew from yesterday that there will be no possibility for having breakfast here. Those who got their own stuff they could prepare their breakfast but I did not have anything for it.
I decided, to pack all my stuff and ride to the next town Cide. The guy at the camping said that there are a few cafés and restaurants at the sea side of Cide and there should be some breakfast served.
It is only 10 minutes on the motorcycle. I sat in a café there and asked the young guys for a breakfast and tea. It took a bit long to have the breakfast but at the end I was happy with the plate.
Coast of Cide - View to East

Coast of Cide -to the West


After the breakfast around 10:00 o'clock, I continued to ride in the East direction along the coastal road. Just in a few kilometers I started to climb curving road . Almost at the top of the hill I took a picture of Cide. The weather was nice and the sky was clear and sunny. The view around the road is phantastic.

Cide-Top View

The Blacksea at the left hand side is mostly seen from above. The height from sea level is changing between 60-120 meters. Right hand side is covered with trees. I reached to Inebolu via Doganyurt at 12:00. Inebolu is a medium size town at the Blacksea coast. I drank a coffee there. I passed the other coastal towns like Catalzeytin. Around 15:30 I arrived at the city Sinop. It was hot in Sinop and because of the weekend the people where enjoying the summer. I asked a couple of hotels for overnighting possibility. But it was impossible at the coastal hotels in Sinop. I tried my chance at the Hotel 117.
This one is located in the downtown right at the fortress having a view over the fishermen marina.
The place and the hotel conditions are very nice. To be suggested. The only negative thing is the neighbored ancient mosque because of which you wake up very early in the morning (morning pray !)
I paid 250.-TL incl. breakfast (approx. 30.-Euro). 

View from the Hotel 117


Around 17:00 I went out for having sight seeing. I first walked to the Old Prison. Sinop as a well-known exile town from the ottoman time was famous with its prison as well during the Turkish Republic. The Old prison is now serving as a museum.








After the visit to the Old Prison I walked to the West side of the peninsula. I walked in the streets of Sinop. There are a few old shops and interesting old places. Historically there are also some important buildings and mosques in Sinop. In general, Sinop is a modern city and mostly populated with modern people.

Inside of the Sinop Alaaddin Mosque 

Kitch in Sinop :- Public Phone Cells

 
Port of Sinop


Just at the Hotel there are a lot of restaurants, cafés and tea gardens. The people are walking at the marina and it is a good idea to sit in the beer garden. I ordered a beer and muscles with potato.
I enjoyed my dinner and my beer there. 

After having another beer I started to walk. On the other side of the fortress there is a long and wide recreational park. There are a lot of people walking and chatting around. There are also a lot of street food sellers around. Corn, muscle, candies, snack, refreshments and a lot of similar stuff. I walked to the Gazipasa Street No. 22-23.  There is an ice cream shop there.
It is in my opinion the best ice cream in Sinop. Specially the one with mastika is very tasty.
After the walk, I returned to the Hotel and I sat in the open bar of the Hotel looking to the marina.
I took some drinks there and after that I went to sleep to my room.


24 Ağustos 2015 Pazartesi

Motosikletle KARADENİZ Kıyısı :- İstanbul....Artvin

9.Gün/Day 9 :09.08.2015  Pazar/Sunday
MOTOSİKLETLE KARADENİZ Gezisi / By MOTORCYCLE to the BLACK SEA

Kastamonu>>>Beykoz (İstanbul) (520km)


Motosikletle Karadeniz gezimiz 08 Ağustos 2015 tarihinde Kastamonu ‘da kaldığımız Sinan Bey Konağında yediğimiz akşam yemeğiyle resmen son buldu. Bundan sonra herkes evine, yurduna doğru motor sürdü. Mersin grubu Güney ‘in sıcağına doğru, İzmir grubu Batı ‘ya doğru motor sürdü.

Kala kala ben, Efe ve Uğur Hocamız sona kaldık. Bizim niyetimiz hep birlikte İstanbul ‘a doğru sürüş yapmak. Dün akşamdan, 'pek acele etmeden 11:00 civarı yola koyuluruz' diye mutabık kalmıştık. Bizimkiler zaten evde değiller, bekleyen kimse yok. Ayrıca Kastamonu ‘yu da şöyle kısaca görüp tanımak istemiştim.
Kastamonu 'da kaldığımız otel:- Sinan Bey Konağı
Bu gayeyle, sabah uyanıp kahvaltı bile yapmadan sabah serinliğinde Kastamonu ‘yu gezemeye çıktım. Bir gece önce motosikletlerle dolu olan Otelimizin önünde sadece 2-3 motosiklet kalmıştı. Diğer arkadaşların yollara koyulduğunu düşününce turumuzun böylece geçip bittiğini hüzünle andım.

Yürüyerek Merkez ‘e doğru gittim. Kaldığımız yerden Merkez denilen yer yaklaşık 600 metre içinde. Şehrin içinden akmakta olan Karaçomak Deresi boyunca yürüyorum. 
Kastamonu 'da Karaçomak Deresi
İsfendiyar Camii
Solda Kastamonu Arkeoloji müzesini gördüm. Cumhuriyetimizin kurulduğu ilk yıllardan kalma bir bina. Güzel bir bahçe içinde temiz ve düzenli bir yer. Henüz açılmamış,
dönüşte ziyaret etmeyi planlıyorum. Valiliğin, Hükümet Konağı ‘nın bulunduğu Meydana doğru yürüdüm. İlgimi çeken bazı binaların fotoğraflarını çektim. Kastamonu ‘ya has ahşap karkaslı, kerpiç, beyaz boyalı evler var. Birçoğu eskimiş ve harap durumda. Bazıları tek tük restore edilmiş halde. Bunlar en fazla 3 katlı genişçe binalar. Pencereleri dar ve yukarıya doğru dikdörtgen. Pencerelerinde, iç kısımlarında beyaz işlemeli perdeleri var.




Wikipedia ‘dan alıntı :
Kastamonu evlerinin geleneksel mimari özelliği her katının günlük yaşama dahil olması ile bilinir. Kastamonu evleri genellikle üç katlı konak şeklindedir. Birinci kat genelde daha çok kullanılır. İkinci kat, aile bireylerinin hepsinin ortak bulunduğu anlarda kullanılır. Üçüncü kat ise yatak oda ve banyoların bulunduğu özel alanlardır.
Kastamonu’da yer alan konaklarda komşuya duyulan saygı ve hoşgörü oldukça kendini gösterir. Çünkü etraftaki evlerin gölgesini ve güneşini işgal etmemek için herkes elinden geleni yapar ve kendine düşen alanı en iyi değerlendirir. Kastamonu evlerinin en tipik özelliği İnebolu evlerinde kendini gösterir. İlçede 350 civarında tescilli konak vardır. İnebolu;  dar sokakları ve tarihini günümüze kadar taşımasıyla dikkat çeker.”


Kastamonu, Saray Camii
Saray Camii ‘ni gezdikten sonra Saat Kulesi ‘ne doğru tırmandım. Saat Kulesi bir tepede; Kastamonu üzerine bakan güzel bir konumda. Buradan hem şehir hem de Kastamonu Kalesi gayet güzel görünüyor. Burada biraz oyalandım. Pazar sabahı olması nedeniyle şehir uyanmış değil. Sokaklar ve mekanlar henüz tenha ve sessiz. Saat Kulesi ‘nin hemen etrafında kafe ve lokanta var. Temiz ve itinalı yerler. Henüz boş. Saat 08:00 civarında çoğunluk uyuyor anlaşılan.



Saat Kulesi ‘nden aşağıya indim ve Meydanı geçerek Yılanlı Camii ‘ni ve bununla entegre olan Yılanlı Külliye ‘sini gezdim. Avlusu küçük ama dinlendirici. Buradan çıkar çıkmaz Nasrullah Camii ‘ni dıştan gördüm.
Yılanlı Camii avlusu
Yılanlı Külliye 'nin giriş kapısı
Nasrullah Camii Şadırvanı
Restorasyon aşamasında olduğundan iç kısımlar ziyarete ve ibadete kapalıydı. Hemen önünde bulunan Şadırvanı da ilginç bir mimariye sahipti. Yan sokaklarda ufak tefek hediyelik satan dükkânlar var. Kastamonu ‘nun helvası meşhur. Pişmaniyeye benzer bir de çekme helvası var.

Yine yürüyerek kaldığımız Sinan Bey Konağı ‘na doğru yürüdüm. Henüz açılmış olan Müzeyi ziyaret ettim. Giriş katında Atatürk ‘ün şapka devrimi için geldiği döneme ilişkin güzel bir bölüm vardı. Çalışma masası, yemek takımları, bazı kıyafetleri ve birkaç da fotoğraftan oluşan bu bölümü gezdim. Sonra Kastamonu ve civarından çıkarılan bazı arkeolojik eserleri gezdim. Müze çok büyük değil. Ama özenle hazırlanmış.

Kastamonu, Arkeoloji Müzesi


Atamızın Kastamonu 'da kullandığı çalışma masası
Buradan çıkıp Sinan Bey Konağına geldim. Kahvaltıya oturdum. Küçük bahçede kahvaltımı yaptım. Daha sonra odama geçip motosiklet öncesi hazırlıklarımı yaptım.
Tekrar yukarı çıktığımda Efe ve Uğur Hoca birlikte oturuyorlardı, onlara katıldım.
Güzel bir sohbet eşliğinde çayımızı içtik.

Saat 11:00 civarı motorlarımıza binerek yola koyulduk. Karabük üzerinden Gerede ve otoyolu takiben İstanbul ‘a süreceğiz. Hava güneşli, buna karşın fazla sıcak değil. Durmaksızın Karabük ‘e kadar geldik. Burada bir benzincide durduk benzin aldık. Uğur ve Efe motorlarına su tuttular. Ben bu tür işlemleri evime bıraktım.
İstanbul 'a varış öncesi birlikte dinleniyoruz:-Efe, Uğur Ertekin ve ben.
Yola devam ettik. Yol kalitesi filan iyi. Gerede ‘den otobana bağlandık. Otoyol üzerinde
Kocaeli ‘ni İstanbul ‘a doğru çıkışta BP benzincide durduk, benzin aldık. Biraz dinlenmek işe yaradı. Zira bundan sonra trafik yoğun mu yoğun. Otoyolda neredeyse otomobil akıyor İstanbul yönünde. Gemisini kurtaran kaptan misali aralardan, emniyet şeritlerinden devam ediyoruz. Böylece İstanbul ‘a vardım. Evime ulaştığımda saatim 18:24 ‘ü gösteriyordu.

9 gün süren Karadeniz turumuzda ;
3,600 km yaptım, 200 litre benzin yaktım (=925.-TL) >>>>5,6 lt/100km

Bir dahaki seferleri, gezileri yazmak ümidiyle…











23 Ağustos 2015 Pazar

Motosikletle KARADENİZ Kıyısı :- İstanbul....Artvin

8.Gün/Day 8 :08.08.2015  Cumartesi/Saturday
MOTOSİKLETLE KARADENİZ Gezisi / By MOTORCYCLE to the BLACK SEA

Ünye (Ordu)>>>Niksar>>>Amasya>>>Kastamonu (490 km)

Turumuzun sonuna doğru yaklaşıyoruz. Ünye ‘de gecelediğimiz mükemmel Atik Otel ‘de uyanıp nefis kahvaltımı yaptım. 08:30 ‘da “teker döner” duyurusu doğrultusunda hem kendimi hem de motorumu hazırladım. Hazırlıklar erken bitince otelin lobby ‘sinde sergilenmekte olan Biberli Fındık ezmesinden bir kavanoz satın aldım. Attım motorun çantasına. Evde açıp ailecek deneriz.

Bu arada Uğur Hocamız açıklama yaptı. İki grup olarak sürüş yapacağız. İlk grup sahil yolunu izleyerek Samsun ve Kastamonu yapacak. Benim de dahil olduğum diğer grup ise Niksar, Amasya, Osmancık, Tosya üzerinden Kastamonu ‘ya sürecek.

Yaklaşık 09:00 gibi yola koyulduk. Ünye Niksar arası Canik Dağları aşılacak. Yollar Ünye ‘den çıkar çıkmaz kıvrımlı ve tırmanışlı. Satıh kaplaması düzgün değil. Asfalt kaplama ama yama yama. Çoğu yerlerde de çökmeler ve bombeler oluşmuş. Yolun kenarları tutuculuğunu kaybetmiş durumda. Uğur Hoca gözlemli sürüş yapıyor. Akkuş ‘da mola vereceğimiz yere kadar Ali ihsan ve Aykut ‘un sürüşü izlendi. Mola yerinde sürüşün değerlendirmesi yapıldı.
Mola yeri açık bir piknik alanı. Kır kahvesi havasında. Buranın etleri (özelllikle pirzolası) çok lezzetliymiş. Uğur Hoca bir oturuşta iki kişi 3 kg yediklerini anlattı bir ara.

Çayları içiyoruz ve sürüş değerlendirmesini yapıyoruz. Uğur Ertekin ‘in liderliğinde Çetin, Aykut, Ali ihsan, Efe, Can, Mehmet ve artçısı olan eşi Mukadder hep birlikteyiz bugün. Moladan sonra tekrar yola koyuluyoruz. Bu defa sürüşü izlenecek olan Çetin ve arkasından ben. Akkuş ‘u geçtikten sonra yol kaplaması güzelleşti. Kaliteli bir asfalt kaplama başladı. Yolların virajları da daha geniş ve okunabilir durumda. genellikle iniş tarzında.

Güzel bir sürüş yaptım. Bir iki önemli hatam oldu. Bunları da Uğur Hocamız gayet güzel açıkladı ve telafisi için öneriler getirdi. 1- Daha küçük vitesle motoru tamamen gazla kontrol edebilecek şekilde sürmeliyim. Küçük vites, küçük vites, küçük vites. Hassas gaz ayarı önemli. 2- Vites değiştirmelerim daha smooth olmalı. Küçültürken yumuşak ve yükseltirken seri ve çabuk. 3- Sollamalarda Pozisyon>>Hız>>Vites ve İvmelenme ‘ye daha çok dikkate edeceğim.

Niksar ‘da benzin aldığımız Opet istasyonuna kadar Efe öndeydi. Onun sürüşü izlendi.
Opet ‘den benzin aldık. Biraz dinlendik ve durum değerlendirmesine katıldık. Sonra yola devam. Niksar ‘dan Erbaa ve Taşova üzerinden Amasya ‘ya kadar yollar düz ve heyecan veren bir tarafı pek yok. Çift geliş gidişli asfalt yollar.

Amasya ‘ya vardığımızda şehrin içinde, nehrin demiryolu tarafında bir lokantaya gittik, oturduk. Buranın adı Amaseia Mutfağı. Yerel yemekler var. Bahçesinde oturduk. Sarma dolma, etli bamya, yağlı gibi yerel tatlar var. Bir müddet yemek molası ve dinlenme. Bu arada arkadaşlarım hemen bitişiğinde olan müzeyi de gezdiler.Ben daha önceki gelişlerimde gezdiğim için bu defa girmedim ve dışarıda dolaştım.

Amasya 'da mola sırasında:- Yalı Boyu, Yeşilırmak

Amasya 'da Kaya Mezarlar
Amasya 'da müze çıkışı; Uğur ve Can
Efe Bahadır
Buradan çıkınca kahve içmeye yukarıda, Çakallar Mevkiinde yer alan bir restaurant/park alanına motorlarımızla çıktık. Ali Kaya adıyla bilinen yerde motorlarımızı park edip Amasya ‘yı seyrettik. Neredeyse kuşbakışı Amasya yukarıdan görülüyor. 


Amasya 'nın terası Çakallar Mevkii:- Mehmet ve Mukadder, Can, Uğur, Ali İhsan, Çetin, Aykut, Kerem, Efe ve ben
Kahvelerimizi içtikten sonra tekrar yola koyulduk.  Amasya ‘ya indik ve Merzifon ‘a doğru yola devam ediyoruz. Yollar nedense biraz kalabalık. Bu arada bazı trafik ışıklarında arkamızdan gelenler bayağı geride kaldılar. Uğur Hoca ‘nın öncülüğünde Kerem, ben ve Efe gidiyoruz. Efe benim arkamda. Bizden kopmadı ve arkadakileri de bir süre peşine taktı. Fakat bir yerden sonra arkadaki grup (Çetin, Aykut, Ali İhsan, Mehmet) koptu. Biz de geniş ve kaliteli yolu bulunca bastırdık biraz.

Benzinim göstergem 20 km gibi gösterirken Osmancık ‘ın 28-30 km devamında solda bir Alpet ‘e girdik. Uğur Hoca ekibin geri kalanını beklemek üzere karayolu üzerindeki göbek noktasında beklemeye koyuldu. Bizler benzinimizi aldık ve çaylarımızı içmeye koyulduk. Ekibin geri kalanı uzunca bir aradan sonra geldi. Normalde yetişmeleri 1-2 dakika alacakken bu defa 20 dakika kadar bekledik. Meğer bizimkiler daha önce benzin almak üzere bir yerde durmuşlar. Ivır zıvır 15-20 dakika tutuyor elbette. Tabii Uğur Hoca endişelenmiş. Bize katıldıklarında biraz müzakere konusu oldu.

Buradan yaklaşık 19:00 gibi ayrıldıktan sonra Tosya ‘ya oradan da nefis yollardan Kastamonu ‘ya doğru motor sürdük. Tosya ‘dan sonra Kastamonu 80 km. Yol virajlı ve heyecan verici. Düşük vitesle motor sürdüm. Motoru kontrol etmek çok daha keyifli.
2. ve 3. vitesten başka vitese ihtiyaç yok adeta. Grup halinde sürüş olduğundan önümde Ali İhsan ‘ı takip ediyorum. Zira Uğur Hocamız son benzincide bir sıralama yaptı ona uyuyoruz. Alacakaranlık oldu. Kastamonu ‘ya karanlıkta girdik. Ama adrenalin ve heyecan üst düzeydeydi. Toplu sürüşün ve motoru düşük vitesle kontrol etmenin keyfini yaşadım.
 
Sinan Bey Konağı-Amasya
Geceleyeceğimiz Sinan Bey Konağı ‘na yerleştik. Önündeki sokakta motorlarımızı park ettik. Bizim önümüzden gelen diğer grup (Haluk, Işıl ve Can) yerleşmişlerdi. Serdar ise gruptan ayrılarak biraz daha İstanbul ‘a yakın bir yerde konaklamayı hedeflemiş.

Konağın bodrum katında olan odama yerleştim. Üstümü başımı soyunduktan sonra güzel bir duş aldım. Sonra yukarıda bulunan bahçe katına akşam yemeği için çıktım. Yemekte güzel bir et yemeği ve salata, soğuk bir bira beni mutlu etmeye yetti. Sonrasında sohbet eşliğinde rakıya dönüş. Ertesi günü herkes yoluna gidecek. Tur bitiyor. Her kez evine dönecek. Mersin ‘den gelen Sevgili dostlar Can, Ali İhsan, Aykut ve Çetin erken kalkıp yola koyulacaklar. İzmir tarafına gidecek olanlar da plan yapıyorlar. Anlaşılan herkes erkenci. Yemekte hepimiz kısa birer konuşma yapıyoruz. Sanırım hepimiz mutluyuz. Keyifli bir eğitim sürüşü oldu ve artık ayrılık zamanı.

Ertesi günü için benim acelem yok. Efe ve Uğur Hoca ‘yla birlikte öğleye doğru çıkarız diye konuşuyoruz. Ertesi sabah ben biraz Kastamonu ‘yu gezip göreceğim.


Vedalaştıktan sonra keyifle ve huzur içinde hepimiz odalarımıza çekildik. Uyku vakti.

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Motosikletle KARADENİZ Kıyısı :- İstanbul....Artvin

6.Gün/Day 6 :06.08.2015  Perşembe/Thursday
MOTOSİKLETLE KARADENİZ Gezisi / By MOTORCYCLE to the BLACK SEA

Ardeşen>>>Borçka  (80 km)

Ardeşen ‘de, kötü otelde, erkenden uyandık. “07:00 ‘de teker döner” e yönelik fire vermeksizin hepimiz motorlarımızı hazırladık. Hazırlığını yapan hemen otelin arka tarafında, sahil karayolu üzerindeki Opet benzin istasyonunda beklemeye geçti. Benzinimi tamamladım. Uğur Hocamız ‘ın ikram edeceği sabah kahvaltısı için önümüzdeki güzergâhta uygun bir kahvaltı mekânı aramak üzere yola koyulduk. Önde Uğur Ertekin gidiyoruz.

Yaklaşık 15-16 km sonra Fındıklı ilçesinin girişinde yolun kara tarafında ve yola cepheli hafif yüksekçe bir konumda Seyran (?) adlı bir lokanta/kafe tarzı bir yer bulduk. Önünde genişçe bir de park alanı var. Çok temiz, düzenli ve yeni açılmış bir yer görüntüsünde.
Yerin sahibi pos bıyıklı biri ve mutfakta da onun eşi, baldızı gibi yakınları vardı. Çok dostça ve misafirperver karşıladılar. Sabah sekize doğru buranın ilk müşterileri olduk. Kahvaltı açık büfe olarak hazırlanmıştı. Ekstra bir şeyler söyledik. Sucuklu yumurtalar, muhlamalar kahvaltımıza renk ve lezzet kattı.
Muhlama

Ev yapımı mısır ekmeği
İştahla kahvaltı yaptık. Hem Ardeşen ‘deki otelden kurtulmuş olmak hem de sabah açlığı biraz da fazla fazla siparişler verdiğimizi ortaya koydu. Hatta sona kalan muhlamaları sıyırıp bitiremeden toparlanmak durumunda kaldık. Zira bu arada ciddi yağmurlu bir cephe Karadeniz üzerinden geldi ve tüm gücüyle yağmaya başladı. Yağmurluklarımızı alt ve üst olarak giyinerek yola devam ettik. Arhavi ve Hopa ‘dan sonra Artvin yönüne döndük. Yağmur devam ediyor. Hopa ‘dan yaklaşık 700 m yükseklikteki Cankurtaran tepesine tırmandık. Yağmur ve puslu hava kasılmamıza ve manzaradan uzak kalmamıza neden oluyor. Daha sonra Uğur Hocamız genel bir eleştiri getirdi. Kendimizi kasmaktan kontra basmadan viraj almaya çalışmamızı eleştirdi. Bu şartlarda, az çok benzer yağmur altında Borçka ‘ya vardık. Burada bir Petrol Ofisi istasyonunda durduk. Yaklaşık 65 km yağmur altında sürüş yapmanın stresini biraz olsun burada üzerimizden attık.

Bundan sonraki yolun pek düzgün olmaması ve hava koşullarının ağırlığı nedeniyle motorlarımızı burada inşaat halindeki bir depoya koyarak Macahel ‘e minibüsle gitmeye karar verdik. Motorlarımızı park ettik ve yanımıza alacağımız eşyalarımızı aldık. Kaskımı ve yağmurluklarımı motorumun üstüne dış kısımda kurumaya bıraktım. Motor kıyafetlerimi nemli olmalarına rağmen motorumun yan çantalarına koydum. Üstümü komple değiştirerek “sivil” kıyafetlerime büründüm. Gelen büyükçe minibüse yerleştik ve Macahel Vadisine, kalacağımız Maral Köyü ‘ne doğru yol almaya başladık. Çok insan eli görmemiş bölgede cesur(?) minibüs şoförümüzün maharetli dönüşleri eşliğinde yol aldık.
Soldan: Mehmet ve Mukadder, Ali İhsan, Haluk, Efe, Can, Çetin, Serdar, Cem, Kerem, Uğur, Aykut, Işıl
1820 metre yüksekliğe çıkıp buradan aşağıya indik ve Camili Köyü ‘ne vardık. Buradan devam ederek Camili Köyü ‘nün Maral Mahallesindeki kalacağımız otele (Greenroof) vardık.

Otelimiz bu köyün insanı Mevlüt tarafından düşünülmüş ve yapılmış tamamen ahşaptan 3 katlı bir bina. Otelin sahibi kendisi, sorumlusu ise Selçuk. Ağırbaşlı ve düzgün insanlar. 
Aslen buralılar ancak İstanbul ‘a göçmüşler, orada yaşıyorlar. Mevlüt ‘ün babası yaklaşık
80-85 yaşlarında. O da İstanbullu olmuş. Sadece yaz dönemlerinde buraya, Macahel ‘e gelip burada yaşıyorlarmış. Bu oteli de yaz döneminde açık tutuyorlar ve işletiyorlar.
Otel tamamen ahşaptan yapılmış duvarlar, yer döşemeleri, balkonlar her yer 5 cm kalınlığında keresteden imal edilmiş. Otele girerken, en alt katta açık bir platform var. Ayakkabıları burada çıkartıyoruz. Benim odam 2. Katta hemen merdiven şaftının başında.
Geniş ve sevimli bir oda. Önünde geniş bir balkon var ama odadan balkona çıkış yok. Kendileri tasarlamışlar. Mimar eli değmemiş. Dolayısıyla mimari hatalar olacak. Kabul etmek gerek.

Odama yerleştim. Balkondan derinlemesine bir vadi manzarası var. Balkondan bakınca şu iki manzarayı fotoğrafladım. Kısa bir süre sonra öğle yemeğine çağırdılar. Otelin giriş katını ayrı bir mekan olarak otelin restoranı olarak düzenlemişler. Geniş bir vadi manzarasına sahip. Buraya has güzel yemekler ve tatlar var.

Öğle yemeğinden sonra kahveleri de içtik. Bir müddet sonra da Maral Şelalesi ‘ne gitmek üzere bizim minibüse bindik. Minibüsün şoförü Hızır. Daracık toprak yoldan bizi yaklaşık 
1-1,5 km öteye aldı götürdü. Yeşillikler içinde ve uçurumlu yollar. Minibüsün park ettiği son noktadan itibaren ağaçların arasından, patikadan yürüyüş başladı. Çok eğimli değilse de zaman zaman dikkat gerektiriyor. Yaklaşık 10-15 dakikalık yavaşça bir yürüyüşle şelaleye ulaştık. Şelaleyi yukarıdan gören ahşaptan yapılmış bir platform balkon üzerindeyiz. Burası yaklaşık şelalenin dip noktasından 50-60 metre yukarıda. Burada kahve, çay servisi yapan bir yer var. Bunlar da İstanbul ‘a göçmüş ancak buralı tipler.



El sallayan grup : Efe, Ali İhsan, Haluk, Işıl ve Can, öndekiler Uğur Hoca, Kerem, Aykut ve şoförümüz Hızır

Art Riders 'cılar şelalede yıkanıyorlar


Babaları ve bir de yaşlı dedeleri var ve devamlı sohbet ediyor herkesle. Yöre insanının saf görüntüsü içinde olup İstanbul ‘un kurnazlığı ve iş bilirliği gözlerinden ve konuşmasından anlaşılıyor. Dede herkesle sohbete ve fotoğraf çektirmeye hazır durumda.

Bizim grubun çoğu aşağıya, şelaleye doğru indiler. İniş zaman zaman dik, kimi yerde merdivenimsi takviyelerle düzenlenmiş. Ancak yine de ellerin boş olması yararlı. Benim de sağımda solumda fotoğraf makinası, tripod, ve kamera gibi sarkancalar vardı. Risk almamaya karar verdim ve çok kısa bir iniş denemesinden sonra çay-kahve terasına döndüm. Grubumuzun ben dâhil ağır bataryaları bu platformda bekleyedurduk.

Yaklaşık 1,5 saat sonra bizim grup güzel bir şelale keyfinden sonra geri döndüler. Yukarıdan aşağıya doğru birkaç fotoğraf çektim. Makinanın lensi ne kadar verdiyse o kadar tabii ki. Şelalenin görüntüsü buradan da çok güzel.
Yine hep birlikte yürüyerek minibüsün park edildiği noktaya yürüdük. Yol üzerinde “kara kovan” ları görüyoruz. Geniş ve yüksek ağaçların yerden yaklaşık 10-14 metrelerine yerleştirilmiş kovanlar bunlar. Balı çok meşhurmuş buraların. Ama bu sene zamansız yağışlar nedeniyle arılar bal yapamamış. Arıcılar bu kara kovanlara tırmanmak için ağaca
Tırmanırlar ve balları oradan alırlarmış. Meşakkatli bir iş. Bu balın niye pahalı olduğu anlaşılıyor.

Şoförümüz Hızır bizi tekrar otelin bulunduğu noktaya getirdi. Sportmen Haluk Hocamız otele koşarak döndü. Yazık ki yolda bir yerlerde zeminin gadrine uğramış ve bileğini burkmuştu.

Otele döndüğümüzde üstümü başımı değiştim, bir duş aldım ve sonra bahçeye indim.
Gün bitmek üzere. Çaylar içilip, sohbetler yapıldı. Bu arada bir viski veya rakı olsa dedim.
Otelde yokmuş. Ama otelin yöneticisi olan Selçuk getirtebileceğini söyledi. Aramızda örgütleme çalışmaları başladı. Aykut kimin ne kadar içeceğini tespit etmeye girişti. Sanki 2 adet yetmişlik işi çözecekti. Bu arada Selçuk aşağıda, Camili Köyü ‘nde bulunan TEMA Otelinden rakı olduğunu oradan alabileceğimizi söyledi. Beni ve Ali İhsan ‘ı kendi 4x4 Ford 'uyla aldı aşağı götürdü. Buz gibi rakıları aldık ve tekrar yukarı çıktık.
Camili Köyü

Camili Köyü

Camili Köyü

Hava henüz alaca karanlık halini almıştı. Biraz daha oturduktan sonra akşam yemeği için salona geçtik. Yemek sonrası yine bahçede sohbet ettik. Hoş bir gece olarak devam etti.
Yemekten sonra Selçuk ‘un bizim için hazırlattığı üst katta rakılarımızı ve peynir, karpuz v.b şeyleri atıştırdık. Rakıyı kapkaranlık bir vadinin üstünde kapalı mekânda değil de günün devrildiği saatlerde bahçede içeydik daha verimli (?) olacağını düşünenlerdenim.

Uzunca bir sohbet sonrası uyumaya çekildim. Sabaha görüşürüz.